Hakan Eroğlu'nun Kaleminden; Fatih Sultan Mehmet Han

Hakan Eroğlu

29-05-2025 16:55


“İstanbul (Kostantiniyye) elbettte fetholunacaktır. O'nu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun askeri de ne güzel askerdir.” 
Hadisi şerif
İstanbul kuşatılmıştı ancak zaman ilerledikçe yoksa yine fetih gerçekleşmeyecek mi endişesini taşımaya başlamıştı çoğu kişi. Çünkü tarihin en önemli, en görkemli şehri İstanbul çok defa kuşatılmış, ancak fetih kimseye nasip olmamıştı. Kafalar karışıkken, bir taraftan gel vazgeçelim diye etrafta ayak direyenler, bir tarafta şehadete susamış, inanmış askerler. Sultan II. Mehmet ise durmaksızın, uyumaksızın o kutlu günü düşlüyor, Peygamberimiz Hz. Muhammed’ in müjdesindeki o komutan olmak istiyordu. 
Henüz 21 yaşındaydı. Çok büyük idealleri vardı ve bu idealleri gerçekleştirmek için çabalıyordu. Nizam-ı Âlem, İ'lay-ı Kelimetullah inancı onun en büyük motive kaynağıydı. Kuracağı dünya imparatorluğunun hayalleriyle yetişmiş, kendisini dil, din, edebiyat, sanat ve birçok alanda geliştiriyordu. Şöyle ki arapça, farsça, latince, yunanca dillerini biliyor, bu dillerde yazılan eserleri okuyor dahası bilmediği dillerde yazılan eserleri tercüme ettiriyor ve onlardan en ince ayrıntısına kadar faydalanıyordu. Büyük bir imparatorluk olmak için farklı kültürlerin de içerisinde barındırılmasına gerek olduğu bilinciyle sarayında Müslüman ilim insanlarının yanı sıra farklı dil, din ve kültüre sahip ilim insanlarına da yer veriyor, her kesimin inancına saygı duyacak şekilde yıkık dökük olan merkezleri yeniliyor, camiler, medreseler inşa ettiriyordu. Velhasıl çok çalışkan, azimli, cesur ve gayretli olması onun önünde ki engellerin bir bir ortadan kalkmasına, yolunun açılmasına vesile oluyordu. 
Savaş meydanlarında en ön safta kılıç sallıyordu. Bunu gören ordu çok daha imanlı ve inançlı bir şekilde mücadele ediyor adeta şehadet şerbetini içmek için birbirleriyle yarışıyordu. Daha 12 yaşında ilk taht sınavını vermiş ancak uzun süreli tahtta kalamamış ve o günden sonra da nedenlerinden ders çıkarmak suretiyle bu günlere gelmişti. Mehmet için zor yoktu, imkânsız ise sadece zaman alıyordu. Osmanlı donanmasını karadan yürüterek haliçe indirmesi Sultan Mehmet’in inisiyatifinde gerçekleşebilecek bir olaydı. Fetih için üzerinde çok ince hesaplar yaparak hazırlattığı şahi topları İstanbul’u ne kadar istediğini gösteriyordu. Ve kutlu gün gelmiş, Sultan Mehmet peygamberimizin mazharına kavuşmuş, bir çağ kapatıp, yeni bir çağın başlangıcını yaparak 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’u feth ediyordu. Fatih Sultan Mehmet Hanı anlatmakla bitiremeyeceğimiz kesin. Ancak bugünün gençlerinin Fatihi ve fethi bilmesi, tanıması, yorumlamasının önemli olacağı kanaatindeyim.


Arif Nihat Asya’nın fetih marşı şiirini bilirsiniz..
Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
 
Şairin mısralarında belirttiği üzere Fatih’ in İstanbul’ u fethettiği yaşta olan gençlerimiz de bu tarz ideallere sahip mi acaba? Bence büyük bir kısmı değil. Gözlemlerimden hareketle çoğu gencimizin vaktini boşa geçirdiği, çalışmadan, emek vermeden kolay yoldan para kazanma gayesi içerisinde olduğunu, devlet, millet, ülke, bayrak gibi kavramların çokta önem arz etmediği bir anlayış içerisinde olduğunu üzülerek görmekteyim. Peki, bu durumun sebebi gençler mi? kesinlikle değil. Üç-dört senede bir değişen ve her defasında içi daha da boşalan, gençleri heveslendiren değil, zorlayan ve isteksizleştiren bir eğitim sistemi, TV’lerde herkesin holding sahibi olduğu ve tema olarak kaynana-damat ilişkilerinin ön plana çıkarıldığı absürt dizi ve programlar, sporun ve sporcunun, sanatın ve sanatçının değer görmediği bir ortam ve tüm bunlarla beraber okulların her seviyesine yayılmış yasaklı maddelerle uyuşturulan bir gençlikten ne bekleyebiliriz.

Oysa binlerce yıllık tarihimize baktığımızda bugün bizlerin hedefi olması gereken ve de Türk Milletine yakışan ülkemizin geleceğine yön verecek Kürşadlar, Fatihler,  Alparslanlar yetiştirmek olmalıdır. Burada her birimize ayrı ayrı iş düşmekle birlikte asıl görev yönetici kademesinde bulunan, söz sahibi olan kişilerin bunu öncelik edinmesidir. Öncelik koltuk koruma değil hizmet edilen makamın hakkını vermek olmalıdır. Öncelik hırsla, ihtirasla, yanlışa sessiz kalmakla gelecek seçimi kazanmak değil, inançla, azimle, hakkaniyetle gelecek nesli kazanmak olmalıdır. Öyle ki merhum Atsız’ında  ifade ettiği gibi;
     
“Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın”…Yoksa biz tarihimizi okuduğumuzu, anladığımızı zannedip, aslında giderek olması gereken çizgiden uzaklaşırız.

Samimiyetle bu duygular içerisinde olunması temennisiyle İstanbul’ un Fethinin 572. Yılının kutluyor, Büyük Türk Milletinin nice zaferlere nail olmasını diliyorum. 

HAKAN EROĞLU
 

DİĞER YAZILARI Dr. Hakan Eroğlu'nun Kaleminden; Vefanın Vicdani Sorumluluğu 01-01-1970 03:00 ÜLKÜCÜ “MHP” DE OLUR… 01-01-1970 03:00 Hakan Eroğlu'nun kaleminden; Türkiye Büyüyor da Vatandaş? 01-01-1970 03:00 Nadir Toprak Elementleri 01-01-1970 03:00 Hakan Eroğlu'nun kaleminden, Ormanlarımız Yanmasın 01-01-1970 03:00 Hakan Eroğlu'nun Kaleminden; Güncel Haber mi? Güncel Vukuat mı? 01-01-1970 03:00