“İnsan "niyet" ile "nasip" arasında bir çizgide yaşar. Niyetini bozan nasibini de kaybeder.” derler, niyetin aslında ne kadar önemli olduğunu vurgulamak adına. Herhangi bir işi yaparken samimi şekilde emek verildiğinde, zorlukların bile kolaylaşacağına, işin hayırlı sonuçlanacağına inanılır ve “niyet hayır, akıbet hayır” diyerek gerisi Allah’ a bırakılır. Zaten gerçek anlamda bir samimiyet varsa güzel şeylerin olması kaçınılmaz hale gelir. Çünkü samimiyet demek, içtenlik demektir, güven, sadakat, hakkaniyet demektir. Samimi insanlar huzur verir, mutluluk verir bulunduğu ortama. Ancak günümüze şöyle bir baktığımızda “samimiyet” kavramına hasret kaldığımızı, samimiyetin yerini menfaatin, çıkar ilişkilerinin aldığını düşünenlerdenim.
2012-2016 yılları arasında, Bafra Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptığım dönemde genç bir kardeşimle ocağımızda, tabii ki ocak çayı eşliğinde sohbet ederken aramızda şu diyalog geçmişti. O dönem teşkilatımız adına çıkarılan gazetemizin dağıtımı için planlama yapıyorduk. Sordum kardeşimize, sence kaç gazete dağıtırız diye. 10 bini bulur başkanım dedi. Bir an dikkat kesilmiştim. Aslında 400-500 tane dağıtsak şampiyonduk. Ama genç kardeşim samimiydi işte, halis niyetliydi. Herkesi kendisi gibi “dava” söz konusu olduğunda her türlü fedakârlığı yapar zannediyordu. Sonuçta biz 400 sayısını bulamamıştık bile. Tabi aradan yıllar geçti. Geçenlerde bir araya gelip konuştuğumuzda, zamanla her şeyi çok daha iyi anladığını, neden sürekli patinaj yapan bir araç gibi yerimizde saydığımızın farkına vardığını söyledi. Ama o genç kardeşim, aynı o günkü kadar samimiydi.
Rahmetli Ali Metin Tokdemir ağabeyin çok güzel bir sözü vardır. “Ülkücü var, ülkücü geçinen var, ülkücülükten geçinen var” diye. Ali Metin Tokdemir cennet mekân Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından Ülkü Ocakları Genel Başkanlığına getirilmiş, Türk Milliyetçiliği yolunda Ülkücü Harekete çok büyük hizmetleri olmuş, 1995 seçimlerinde MHP listesinde Gümüşhane milletvekili adayı olarak gösterilmiş akabinde genel merkeze doğru giderken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Mekânı cennet olsun inşallah.
Hani denir ya, ülkücünün eskisi yenisi olmaz diye. Ama günümüze bakınca bize mi öyle geliyor bilmiyorum ama “ülkücülüğün” eskisi ya da yenisi var gibi sanki. Yoksa kavram kargaşası mı yaşıyoruz kestirmek bazen zor oluyor. Neden mi?
Bugün bir bakıyorsunuz, kutlu makamları temsil edip, insanların o makama olan saygısını kullanarak, mühür bende Süleyman da benim anlayışıyla hareket ederek, aynı davaya baş koymuş, emek vermiş arkadaşlarını, görmezden gelende, yokmuş gibi davrananda ülkücüyüm diyor, hesapsız bir şekilde dava arkadaşının ardında dağ gibi dimdik duranda…
Bir görevi, bir makamı temsil ediyorken lider ne derse doğrudur, üzerine laf söylenmez, bir bildiği muhakkak vardır diyende ülkücüyüm diyor, görevden alınınca ya da görevi bırakınca lideri her türlü eleştirip kötüleyende…
İlayı kelimetullah davasıyla yoğurulmuş, beş vakit namazında olan da ülkücüyüm diyor, akşamları rakısını, birasını, viskisini yudumlayanda…
Nizamı alem düsturuyla, ülkenin bekası için, vatan için, millet için hizmet edende ülkücüyüm diyor, her türlü genel veya yerel yönetimlerle ihale pazarlıkları yapıp sadece kendi ve yakınlarının çıkarlarına rant sağlama gayretinde bulunanda…
Bir makama gelebilmek ya da mevcut makamını korumak için A’ya B diyende ülkücüyüm diyor, hiçlik makamını yaşam felsefesi haline getirende…
Velhasıl kendini ülkücü olarak tanımlayanların sayısı bir hayli fazla. Tabi kimin ülkücü olup olmadığını sorgulamak ya da sınıflandırmak bize düşmez. Ancak, Milliyetçi Ülkücü Hareketin kurucusu Cennet Mekân Başbuğ Alparslan Türkeş bir konuşmasında “Ülkücü, MHP’de olur demişti.” Bu kadar çok sayıda kendini ülkücü olarak tanımlayan varken MHP’nin seçimlerde %10 civarında oy alıyor olması ifade edilen sözle pek bağdaşmıyor gibi. Öyle olsaydı muhtemelen Cumhur İktidarının çoğunluk partisinin MHP olması gerekirdi. Alparslan Türkeş, tüm Türk Milliyetçilerin ortak değeri. Böyle bir ifade kullanmışsa kendi namına ülkücüyüm diyenlerin başka bir siyasi yapıda olmasının düşünülmemesi gerekir. O zaman şu soru akıllara geliyor? Başbuğ Alparslan Türkeş “Ülkücü, MHP’de olur” derken hangi ülkücüyü kastetti acaba? Ülkücüyü mü? Ülkücü geçineni mi? Ülkücülükten geçineni mi? Başta da dediğim gibi bize her şeyden önce samimiyet lazım, velhasıl samimi ülkücüler lazım…Yoksa ömrümüz Başbuğun dediği üzere “Ne olduğumuzu anlatmaktan ne yapacağımızı anlatamadık!” şekliyle heba olup gidecektir.
Hakan Eroğlu / 22.11.2025
