Ülkemizde gündem ne kadar hızlı değişirse değişsin, değişmeyen tek gündem “Ekonomi” olsa gerek. Son dönemlerde rekorlar kıran altının yükselişi, dolarda eurodaki hareketlilik, faiz kararları vs…Yetkili makamların ülkemiz ekonomisi üzerine son dönemlerde yaptığı açıklamaları şöyle bir hatırlayacak olursak, 2025’in ilk yarısı itibarıyla iş gücü ödemelerin tarihin en yüksek seviyelerinde olması, Dünya bankası sınıflandırmasına göre ülkemizin “yüksek” gelirli ülkeler grubuna gireceğinin tahmin edilmesi yine kişi başı düşen milli gelirin 17 bin dolar seviyelerinde olması bir Türk olarak hepimizi heyecanlandıran, gururlandıran açıklamalar. Her şey bu kadar olumlu seyrediyorken, ekonomimiz büyüyorken, vatandaşımızın alım gücünün zayıflaması acaba bu büyümeden kim, ne kadar pay alıyor, ne kadar faydalanıyor sorusunu sormamıza neden oluyor. Bu duruma farklı açılardan bakmak istedim.

Siz hiç cephede, terör bölgesinde velhasıl vatan savunmasında;  en önde olan “üst kesimden” bir asker veya şehit gördünüz mü? Dün, ayağında yırtık çarıklarla askere alınan liseli gençlerden bugün televizyonlarda en fazla 45 saniye süren haberlerde gördüğümüz manzarada, ay yıldızlı al bayrağın asılı olduğu tuğladan, kerpiçten evler ve vatan sağolsun diyebilecek kadar kocaman yüreğe sahip yurdum insanı. 45 saniye diyorum çünkü hiçbir şehit haberi, magazinlerde boy gösteren ünlülerin aşkları, kıyafetleri ya da tatil pozları gibi veyahut bir iş adamının köşkteki, yalıdaki düğünü, bir siyasinin milyon dolarlık villası, taktığı kol saati kadar konuşulmuyor maalesef…

Tarihe şöyle bir baktığımızda gurur duyacağımız kadar kahramanlıklarla dolu bir milletin evlatlarıyız. Ama bir gerçek var ki çileyi çeken hep halk hep halk. Bunu ayrımcılık olsun diye söylemiyorum. Her yerde bu durum aynıdır ki toplumda bir üst kesim insanlar mevcuttur birde her şeye şükreden gariban halk. Halk üst kesimin farkındadır da üst kesim halkı hiç bilmez, görmez. Tüm kesimler için konuşmamız doğru olmaz tabiki ama üst kesimdekilerin önceliği kendileridir, kazançlarıdır, yaşadıkları hayattır, davetlerdir, toplantılardır, kahvaltıda yedikleri baldır, kaymaktır, içtikleri smoothiler, kokteyllerdir, dubaideki tatilleridir. Ya halk…Onların önceliği ise ev kirasıdır, yumurtanın fiyatıdır, servis ücretidir, çocuğunun simit çay parasıdır, ay sonunu nasıl getireceğidir. Velhasıl cefayı halk çekerken sefayı üst kesim sürer. Bu dünden bugüne hep böyle olmuştur ve maalesef öyle olmaya devam etmektedir.

Ülkemizin istikrarlı bir şekilde büyüdüğü ifade ediliyor ve bizler bu gelişmelerle gurur duyuyoruz. Ürettiğimiz yerli otomobille, yaptığımız nükleer santralle, ihamızla, sihamızla, insansız hava aracımız Kızılelma’yla, Kaan’la, uçak gemimizle, savunma sanayimizdeki her türlü yerli ve milli hamlemizle..Günden güne güçleniyor olmamız, emperyalistlere karşı dimdik ayakta ve dünden daha güvenli bir şekilde ayakta kalmamız, Türkün gücünün her geçen gün karanlık güçleri rahatsız ettiğinin verdiği keyif tabi ki paha biçilemez. Şunu da ifade etmek isterim ki hep dilde olan beka söz konusu olunca bu güzide milletin evlatları bunu Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da her daim en güzel şekilde ortaya koymuştur ve tereddütsüz yine koyacaktır.

Ancak halkın, ülkenin beka sorununu idrak ettiği kadar yöneticilerin de halkın beka sorununun farkında olması gerekmez mi?

Ülkemizde yaklaşık 15 milyon civarında emekli var ve aldıkları maaş ortalama 17 bin lira. Asgari ücretli maaşı ise 22 bin lira. Ülkede bir ev kirasının 15-20 bin civarında olduğu düşünüldüğünde ne yapsın bu insanlar. Ne yesinler, ne içsinler, nasıl çocuk okutsunlar, çocuklarını nasıl evlendirsinler. Emekli maaşlarına % 15 zam yapılırken yeniden değerleme oranı % 45 civarında olursa hangi vergiyle, hangi elektrik, su, doğalgaz faturasıyla baş etsinler. Ya şükretsinler, ya seçilmiş uzmanların dediği gibi sağlıklı olan tek öğünle beslensinler ya da SGK başkanının ifade ettiği üzere eskiden olduğu gibi çok yaşamadan 50 yaş civarı ölsünler mi? Biz eşitlik, adalet ve hak istiyoruz. Yönetenler yönettikleri insanları anlasın istiyoruz… Yıllık geliri en az 4-5 milyon insanların yıllık geliri 200-300 bin olan insanlarımızın farkında olsun istiyoruz.

Sizce, çok şey mi istiyoruz?

Biz inanıyoruz ki; geçim sıkıntısı çekmeyen bir millet, refah seviyesi yüksek bir millet çok daha mutlu, huzurlu ve başarılı olacaktır.

Hakan EROĞLU